Söylev Üzerine

Söylev Üzerine

Günümüzde demokrasinin vazgeçilmez koşulu sayılan konuşma özgürlüğü, zaman süreci içerisinde söylev sanatı biçimine dönüşmüş ve kitleleri peşinden sürükleyen, liderlerde aranan en önemli özellik olmuştur. Atinalı LİKURGOS, DEMOSTHENES, Romalı CİCERO (Çaçaron sözü muhtemelen ondan gelmektedir) J.CAESAR, BRUTUS, ANTONİUS, AUGUSTOS, Fransız Devrim’inde MİRABEAU, DANTON, RÖBES PİERRE tarihin derinliklerinde hemen aklımıza gelen unutulmaz söylevcilerdir.

Her sanatta olduğu gibi söz söyleme sanatında da en önemli ilke konuşmacının konusuna kendisinin inanmasıdır. Konunun laf yığını haline getirilmesi yerine belgelerle desteklenerek geçmişle gelecek amaçlar arasında bir bütünlük oluşturması gerekmektedir. İşte bu nedenlerle diyebiliriz ki Cumhuriyet Döneminin en usta hatibi “NUTUK“uyla Mustafa Kemal Atatürk‘tür.

Söylev, 1927 yılının 15-20 Ekim günleri arasında yeni yapılan T.B.M.M. salonunda (bu günkü Cumhuriyet Müzesi) Mustafa Kemal tarafından okunarak gerçekleştirilmiştir. Toplam 5 günü aşkın bir sürede (36,5 saat) zaman zaman verilen aralarla tamamlanan bu konuşma, 19 Mayıs 1919 da Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı ile başlayan “Kurtuluş Savaşı’nın geçmişe dayanan nedenlerini ve bağımsız Türk Devleti kurmanın gerekliliğini tüm ayrıntıları ile açıklar. Çok güzel bir Türkçe ile “Nutuk”u bize yeniden kazandıran Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun deyimi ile “Söylev, ulusal kurtuluş savaşının ve Türk Devrimi aşamalarının üst düzeyde ve ilk elden tutulmuş bir güncesi niteliğindedir. 1919-1927 döneminde Atatürk’ün kendi kaleminden çıkmış bir öz yaşam öyküsüdür. Söylev Türkiye’nin önemli bir döneminin belgelere dayalı siyasal tarihidir. Gelecek kuşaklar için bir yol göstericidir.”

Atatürk, Söylev’den söz ederken “amacım, devrimimizin incelenmesinde tarihe kolaylık sağlamaktır” deyip hem kendi tarihsel kişiliğini Söylev’in satırları içine kazımış, hem de o satırlarla ulusal Türk Devleti’nin geleceğine yön veren ilkeleri saptamıştır.

Söylev neden çok boyutlu tarihsel bir belge özelliğini taşımaktadır? Çünkü toplamı iki cilt olan konuşmanın yanı sıra bir cilt dolusu tarihsel belgeyi içermektedir. Bu belgeler konuşma sırasında günün Bakanlar Kurulu Sekreteri Ruşen Eşref Ünaydın tarafından okunmuştur.

Söylev, ulusal varlığı sona ermiş bir ülkenin insanlarının bağımsızlığı nasıl kazandığını, bilim ve tekniğin ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaktadır. Bunu Enver Ziya Karal Osmanlı Tarihi kitabında şu cümle ile çok güzel ifade eder:1

“Padişah zengin, paşalar zengin, Hristiyan halkın büyük bir kısmı refahta idi. Müslüman halktan da hali vakti yerinde olan bazı ağaların dışında halk sefil ve perişan idi.”

2017 Türkiye’sinde Cumhuriyetle yönetilen bir ülkenin insanlarının bugünlere ulaşabilmek için verilen mücadeleyi bilmeden günümüzü özümsemeleri olanaksızdır. 21. yüzyılda hala tartışılan bazı kavramlara verilecek yanıt doksan yıl önce Söylev’de verilmiştir. Gençlerimizin öğrenimlerini eksik ya da yanlış bir tarih bilgisine dayandırmamaları için Söylev’i okumaları gerekmektedir. Okumalılar ki insan aklını yaratıcı olmaktan alıkoyan, insan varlığını kulluktan daha ileri bir aşamaya layık bulmayan, kişinin yaşam ve davranışını padişah hükümleri ile sınırlayıp onu robot yapan düzenin savunucularını tanısınlar. Bakın Mustafa Kemal bu düzenin son temsilcisi Vahdettin için ne söylüyor:2

“Gerçekten, neden ve nasıl olursa olsun, Vahdettin gibi özgürlüğünü ve canını kendi ulusu içinde tehlike görebilecek kertede aşağılık bir yaratığın bir dakika bile olsa, bir ulusun başında bulunduğunu düşünmek ne acıklıdır! Şuna kıvanabiliriz ki bu alçak, alçaklığını, atalardan kalma padişahlık katından Türk Ulusunca atıldıktan sonra tamamlamış bulunuyor. Türk Ulusunun bu öncelikli davranışı elbette öğünmeye değer.

Beceriksiz, aşağılık, duygu ve anlayıştan yoksun bir yaratık, kendisini kabul eden herhangi bir yabancının kanadı altına sığınabilir, ama böyle bir yaratığın, bütün Müslümanların Halifesi kimliğini taşıdığını söylemek kuşkusuz uygun düşmez. Böyle bir görüşün doğru olabilmesi, her şeyden önce bütün Müslüman toplumların tutsak olmaları koşuluna bağlıdır. Oysa dünyada gerçek böyle midir? Biz Türkler tarihimiz boyunca özgürlüğe ve bağımsızlığa bayrak olmuş bir ulusuz. Değersiz yaşamlarını iki buçuk gün daha alçakçasına sürükleyebilmek için her türlü düşkünlüğü sakıncasız bulan halifeler oyununu da sahneden kaldırabildiğimizi gösterdik.”

Şu bir gerçek ki Atatürk ve arkadaşları başarılı olmasaydı Kurtuluş Savaşı sonunda yiğitliğin (!) onda dokuzuna uyarak ülkesini bırakarak kaçan Vahdettin’den bu yana İstanbul’da ne bir tek cami yapılabilinirdi ne de minarelerine hoparlör takılabilirdi. Kilise çanları dinleyerek yaşarlardı insanlarımız.

Atatürk, Söylev’de Türk Ulusu’nun sadece yerli işbirlikçileri ile değil, sömürgecilerin siyasal, sosyal ve ekonomik baskılarına karşı koyup ulusal egemenliğe dayalı cumhuriyetçi, laik bir devletin nasıl kurulduğunu anlatır. Burada işlenen tam bağımsızlık ilkesi olup, buna ulaşmada verilen savaş dünyada pek çok ülkeye de önder olmuştur. Bunun ilk elden belgesi olan Söylev özellikle genç kuşak arasında oldukça az bilinmektedir.

Çok okuyan ve okumayı seven öğrencilerimizin bile çoğunun bir başucu kitabı olması gereken Söylev’i henüz okumadıklarını görmek çok üzücü ve yadırganacak bir olaydır.

Söylev’de Atatürk’ün kendisini toplum önünde sınava çekmesi de vardır. O, kendisine ve eyleme inanmayanlara karşı başarısının öyküsünü ve haklılığının kanıtlanmasını da sunar. Sadece İtilaf Devletleri ve Yunanistan’la değil hilafet ordusu ile, Anzavur paşası ile, saray destekli idam fetva ve fermanlarıyla, öldürme girişimleri ile nasıl savaştığının da hesabını verir. Hesap sorması da vardır, Söylevde; birlikte yola çıktığı arkadaşları ile olan kırgınlık ve ayrılıklarını da anlatır bir bir. Bunu “ulusal savaşa birlikte başlayan yolculardan kimileri, ulusal hayatın Cumhuriyet ve Cumhuriyet yasalarına kadar uzayan gelişmelerinde, kendi düşünme ve ruh yeteneklerinin kavramasının bittikçe bana direnmeye ve karşı çıkmaya başlamışlardır.” diye dile getirir. Yine konu ile ilgili olarak Erzurum Kongresi’nden beri yanında bulunan M.Müfit Kansu’ya şöyle der;

“Başıma neler örülmek istendiği, nasıl karşı koyduğumuz, daha doğrusu ulusun istek ve emellerine uyarak ve onun yardımı ile nasıl çalıştığımız görülmeli ve bu olay gelecek kuşaklar için ibret ve uyanıklık gerektirmelidir.”

Atatürkçü olabilmek, onun düşünce ve ilkelerini omuzlarında taşıyabilmek onu okuyup anlamakla olur. Bunun da birinci adımı Söylev’i okumaktır. Hem de hiç vakit yitirmeden.

Prof.Dr.Naki SELMANPAKOĞLU

Kaynakça:

  • Z.Karal, Osmanlı Tarihi, Cilt VII,S:494
  • 8 Söylev: TDK.Yayını, Cilt II, 8:507